|
Dilimizde “yayla” veya “yaylak” denildiğinde hayvanların otladığı
yüksek yerler ve dağlar akla gelir. Gerçekten ise yayla terimi kışlağın
karşılığı olarak belli bir toplumsal örgütlenme biçimini dile getirir.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise yayla şöyle tanımlanır: “1-Akarsularla
derin bir biçimde yarılmış, parçalanmış, üzerinde düzlüklerin belirgin
olarak bulunduğu, deniz yüzeyinden yüksek yeryüzü parçası, plato, 2-
Dağlık, yüksek bölgelerde, kışın hayat şartları güç olduğu için boş
bırakılan, yazınsa havası iyi ve serin olan, hayvan otlatma veya
dinlenme yeri.” Tanımlanmadan da anlaşıldığı gibi yayla kavramı ve
yaylacılık bir üretim biçimi ve sosyolojik bir durum olarak ortaya
çıkmaktadır. Yaylacılık aynı zamanda göçerliği de kapsamaktadır. O halde
yaylacılığı anlamak için göçerliği de anlamak zorundayız.
Göçerlik belli bir topluluğun yaşamak için gerekli kaynakları elde etmek
üzere düzenli aralıklarla yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Daha
ayrıntılı bir tanımlama yapmak gerekirse göçebelik “Topluluğun hayatını
devam ettirebilmek için, avcılık, toplayıcılık ve çobanlığa dayanan,
iklim koşullarına göre sürekli yer değiştiren, toprağa en azından tam
olarak yerleşmemiş toplumların hayat tarzıdır.”
Göçebeliğe dayanan bir hayat sürdüren Yörüklerin de belli yerleşme
biçimleri oluşmakta, mevsimsel aralıklarla göçerek yer
değiştirmektedirler. Bu yer değiştirme esnasında dört yerleşme şekli
meydana gelmektedir. Bunlar ilkbaharda yerleşilen yazlak, yazın
yerleşilen yaylak, güzün yerleşilen güzlek ve son olarak kışın soğuk
havalardan kendilerini ve hayvanlarını korumak üzere yerleştikleri
kışlaktır.
Anadolu coğrafyasının da sonucu olarak yerleşik hayat tarzıyla göçerlik
iç içe geçmiştir. Bununla ilgili olarak Ziya Gökalp “Her Türk aşiretinin
bir ırmağı olduğu gibi bir de dağı vardı. Irmak kenarı onun kışlağı ise,
dağ da yaylağı idi”[1] demektedir. Göçerliğin temelinde bu toplulukların
ekonomik faaliyetinin temelini oluşturan hayvanların doğal yaşantısına
uyum sağlaması ve hava koşullarının vadilerde ve alçak yerlerde olumsuz
olması sonucu daha serin olan bölgelere göç etmesi vardır. Bu göç salt
yükseklere çıkmak şeklinde olmamakla beraber araştırma bölgemiz olan
Fethiye’de yükseğe çıkma şeklinde, yani düşey bir göç faaliyeti şeklinde
olmaktadır.
Araştırmamıza konu olan Yörükler Fethiye’ye 75 km mesafede olan Karadere
köyünde kışlamakta olup Sarıkeçililerden olduklarını ifade
etmektedirler. Karadere köylüleri ilk yerleşim yerlerinin Konya
olduğunu, oradan Fenike’ye ve daha sonra Karadere köyüne geldiklerini
ifade etmektedirler. Bir tarafı denizle çevrili olan Karadere, Tümtüm,
Bozoluk, Çukurincir, Gavurağılı, Gölbent, Dodurga köyleri ile komşudur.
Karadere köyünde geçmiş yıllarda geçim kaynağı tamamen hayvancılık ve
yaylacılık üzerine kurulu iken günümüzde bu durum artık değişmiş, artık
yaylacılığı sürdüren dört beş aile kalmıştır. Bunda köyde yaygınlaşan
seracılığın daha yüksek bir gelir seviyesi oluşturması yanında
yaylacılığın yeni nesiller tarafından tercih edilmemeye başlaması da
önemli bir etkendir.

Aslında yaylacılık Yörüklerin kışlaktan yaylaya, yaylaktan kışlağa yer
değiştirmelerini gerektirir; ancak Karadere köylüleri aynı zamanda
seracılıkla uğraşarak yerleşik hayata da geçtiklerinden yarı-göçebe bir
hayat tarzı sürdürerek köyde de bir yerleşim yeri bulundurmaktalar. Bu
nedenle Karadere köylülerinin yaylaya göçü daha çok besledikleri
hayvanların yaz sıcağından korunması amacını taşımaktadır. Zaten bu
durum Muğla genelinde de karşımıza çıkmaktadır ve tam anlamıyla göçer
toplulukların günümüzde tükenme noktasına gelmiş olduğunu bize
göstermektedir.
GÖÇ ZAMANI
Yaylaya çıkma zamanı ile ilgili olarak Yörükler arasında şöyle bir öykü
anlatılır: “Allah tüm varlıkların hakkını ayırmış, canavarın[2] hakkını
ise unutmuş. Canavar, Allaha – Ben geçimimi nereden sağlayacağım diye
sorunca, Allah, - Kullarımdan cevabını vererek canavarı Yörüklerin
peşine takmış. O günden bugüne canavara – Ne zaman yaylaya çıkacaksın?
Diye sorduklarında – Ben çobana bağlıyım cevabını verirmiş. Yörüklerin
yaylaya çıkması da hava durumuna bağlıdır. – Yörüğün ensesi bir kızar,
haydi yaylaya sözüyle de, havanın ısınmaya başlamasının yaylaya göç için
yeterli sebep olduğu anlatılır.
Ortamuar
(Kuruova/Akdağ)
Kışlak yaz gelip de ısınmaya başladığı zaman özellikle koyunların sıcağa
daha az dayanabilmesinden dolayı yaylaya göçülür. Göç her yıl aynı ayda
olmakla beraber hava şartları göçe başlama tarihini
değiştirebilmektedir. Doğuda Deveci Yıldızının görünmesi, hıdrellez ve
Ülker fırtınası izlenir. Bunların görünmesi göçe başlama için
yeterlidir. Diğer bir işaret de dukuk kuşunun ötmesidir. Eskiler “Dukuk
kuşu ötmeden yaylaya çıkılmaz” derlerdi.
Bu şartların hepsi oluşsa da belli günlerde yayla göçünün başlamasının
uğursuzluk getireceğine inanılır. Özellikle Salı günleri göçe başlanmaz.
“Salı günü hınzır(domuz) bile çama sürtünmezmiş” denilerek bu günün bir
işe başlamak için uygun olmadığı söylenir. Göçe başlanması uygun olmayan
diğer bir gün de Cumadır. Yörede Cuma günü yaylaya çıkmak üzere
hazırlanan bir ailenin kızının üzerine deve devrildiği anlatılarak bu
inancın boş olmadığı söylenir.
Göçe başlanmadan önce tüm hazırlıkların tamamlanması gerekir. Yaylakda
ihtiyaç duyulacak olan un, tuz, yağ vb. hazırlanır, yaylak soğuk
olduğundan kalın giysiler torbalara konur, develerin havutu[3],
hatapı[4] elden geçirilir, yıpranmışsa tamir edilir. Göç gününden bir
gün önce tavuğun kendisinin olmayan civcivleri öldürmesini engellemek
için civcivler ayrı ayrı selelere konur. Yaylada elde edilecek sütten
yapılacak olan çökeleğin konacağı deriler kara kıl çuvallara konulur.
Karadere yörükleri göç faaliyetlerinin tamamını deve ile
yapmamaktadırlar; ancak yaylağa yakın yere kadar traktörle gittikten
sonra kalan kısa bir mesafede yol olmaması nedeniyle deve
beslemektedirler. Bu nedenle yaylağa çıkarılacak eşyaların büyük bir
kısmı traktöre yüklenir.
Geçmiş yıllarda, yaylacılığın köyün temel geçim kaynağı olduğu geçmiş
yıllarda köylü toplanır, gidiş zamanı belirlenir, herkesin devesi peş
peşe sıralanır öyle göçe başlanırmış; ancak günümüzde göç daha çok tek
aile ya da yaylağa çıkacak yakın akrabalarla beraber gerçekleştirilir.
Yörük gideceği yolu önceden keşfeder. Göçe başlamadan önce ailenin
gençleri göç yolunu önceden görerek gerekli ayarlamaları yaparlar; çünkü
özellikle keçilerin gideceği yolların önceden belirlenmesi gerekir.
Bunun nedeni keçilerin gideceği yol üzerinde ekili alan olup olmadığını
görmek ve keçilerin ekinlere zarar veremeyeceği bir göç yolu
oluşturmaktır. Keçiler dağa sürülse de gidebilir, deve için ise yol
gerekir.
YÖRÜĞÜN YÜKÜ YOLDA DÜZÜLÜR
Göç gününe karar verildikten sonra sabah namazının hemen ardından
yola çıkılır. Hazırlıklar tamamlanmış, yaylakta gerekli olacak tüm eşya
ve yiyecekler alınmış olsa bile mutlaka unutulmuş olanlar
olabilmektedir. Bu nedenle Yörükler “Yörüğün yükü yolda düzülür” diyerek
eksik kalan eşyaları göç esnasında sürekli geri dönüşlerle tamamlarlar.
Yola çıkıldıktan sonra belli saatlerde önceden belirlenmiş olan mola
yerlerinde durulur ve hayvanlar dinlendirilir. Yörük molayı kendisi için
değil hayvanlarını dinlendirmek için verdiğini söyleyerek mücadeleci ve
sağlam bünyesini kanıtlamaya çalışır. Mola verilecek yerlerin özellikle
hayvanların otlanmasına uygun olan, ekili alan olmamasına dikkat edilir.

Göç yolları her yıl değişebilmektedir. Geçmiş yıllarda göç 3 gün
sürerken göç yolu üzerindeki Esençayı üzerine yapılmış olan köprü yolu
kısaltmış olup günümüzde 1,5-2 gün sürmektedir.
Konaklanacak yerlerin birbirine uzaklığı yol durumuna bağlıdır. Yolun
yokuş olması konaklama alanlarının birbirine daha yakın olmasına neden
olur. Çalışmamızı yapmış olduğumuz 1998 yılındaki konaklama yerlerini şu
şekilde sıralayabiliriz: Gölbent à Gorubükü à Bağlaç à Tepedibi à
Cumalan.

Bu konaklama yerlerinden Bağlıağaç’ta her yıl gece konaklanır ve gece
orada geçirilir. Bu konaklama yerinden sonra göç kafilesinin daha hızlı
yürümesi gerekir; çünkü buradan sonra dağlık alan başladığından
hayvanları zapt etmek gittikçe zorlaşır.
Konaklama yerlere traktörle getirilen küçük oğlaklar, yaşlı tekeler,
sakat hayvanlar, tavuklar serbest bırakılarak dinlendirilir.
Son konaklama yeri olan Cumaalanı aynı zamanda arabayla ulaşılan son
konaklama yeridir. Yaylaklarda kalan Yörükler Cuma günleri burada
toplanarak Cuma namazlarını kıldıklarından buraya Cumaalanı denmektedir.
Cumaalanı’na gelen göç kafilesi burada yükleri indirerek dinlenir ve
dinlendikten sonra eşyalar develere yüklenerek buradan 2-2,5 saat süren
asıl yaylağa hareket edilir. Genellikle eşyaların bir defada taşınması
mümkün olmadığından bir iki seferde taşınır.
Cumaalanı’ndan sonra yaylağa ulaşmak için Osmancıkgediği denilen ve
oldukça kayalık bir bölgeden geçilir. Daha sonra sırasıyla Kuruova,
Kurvagısığı, Küçük Ortakonak, Büyük Ortakonak, Kurşunardıcı,
Ağırıkçukuru ve Yeriçi mevkilerinden geçilerek yaylağa ulaşılır. Geçmiş
yıllarda, havanın bozuk olması durumunda Kuruova denilen mevkide 15-20
gün konaklanırmış ki bunu burada Karaderelilere ait bir mezarlık
olmasından da anlıyoruz.
YÖRÜĞÜN YURDU ÇADIRIDIR
Yaylağa ulaşıldığında yapılacak ilk iş develerin yükünü indirmek ve
çadırı kurmaktır. Bunun için öncelikle çadırın kurulacağı alan
hazırlanır. Eğer daha önce buraya yaylaya çıkılmışsa bir önceki yıl
çadırın kurulduğu alanda gerekli düzenlemeler yapılır. Eğer duvarlar
göçtüyse taşlar yeniden örülür. Çadırın kurulacağı yerin düz olması ve
çadırın kapısının açılacağı yönün rüzgarın ters tarafında olmasıdır.
Çadırı meydana getirecek olan ve keçi kılından dokunmuş enler birbirine
ustalıkla dikilir. Enler yedi parçadan meydana gelir. Enlerin
dikilmesinin ustalıkla yapılması gerekir; aksi takdirde çadır yamuk
olacak, yağmura ve rüzgara karşı içinde yaşayacakları yeterince
korumayacak, bunun yanında biçimsiz bir görüntüsü olacaktır. Enler
dikildikten sonra çadırın kurulacağı düz alana serilerek çevresine
kazıklar çakılır ve bu kazıklar iplerle çadıra sabitlenir. Üç direkli
bir çadır için kazıkların sayısı sekiz tane olup bunlara bağ denir.
Sabitlenen ipler gerilerek çadırın gergin olması sağlanır. Daha sonra
gerilmiş çadırın altına sokulan üç direk kenarlarından başlamak üzere
sırasıyla yükseltilir ve çadırın şeklini alması sağlanır. Çadır direk
üzerine alındıktan sonra tamamen gerdirilir. Sitil denilen ve çadırın
çevresini oluşturan kısımlar da dikildikten sonra son olarak yağmur
sularının ve rüzgarın içeri girmemesi için çadırın çevresine toprak ve
taş yığılır. Çadırın etrafına sellik denilen arklar açılarak yağmur
suyunun içeri girmesi önleni r.
Yörük çadırı keçi kılından yapılır. Geçmişte Karadereli Yörükler de kıl
çadır dokumaktaymışlar; ancak yörede göçebe hayat tarzının azalmasıyla
beraber artık kıl çadır Aydın ve Denizli’den satın alınmaktadır.
Yörük çadırının en önemli özelliği havanın yağışsız olduğu dönemlerde
gözeneklerinin havayı içeri geçirerek içerde ferah, temiz bir ortam
oluşturması, yağışlı havalarda ise bu gözeneklerin kapanarak içeri yağış
girmesini engellemesidir.
Çadırın iç düzeni çadırın giriş yönüne göre ayarlanır. Çadırın girişine
yaylanın soğuk olmasından dolayı soba kurulur. Sobanın boruları kapıdan
dışarıya uzatılır. Çadırda kurulan soba genellikle ısınma ve yemek
pişirmek için kullanılır. Muhafaza edilecek yiyecekler, giyecekler ise
genellikle torbalara konularak, çadırın iç kenarına dizilmiş taşların
üzerine veya ağaç çakılarak oluşturulmuş, yerden yükseltilmiş sedirlerin
üzerine yerleştirilir. Bunun nedeni eşyanın nemden korunmasıdır.
Çadırın aydınlatılması gemici feneri veya çadırın orta direğine asılmış
gaz lambasıyla yapılmaktadır.
Genel olarak her Yörük ailesi bir çadır kurmakla beraber ailede gelin
varsa onlar için ayrı bir çadır kurulabilmektedir. Bunun yanında belki
de iletişimin artmasıyla beraber şehir kültürünün bir yansıması olarak
Yörükler de her çadırın yanına yemek pişirmek için genel olarak taş
yığarak yada tahtadan ayrı bir mutfak ve misafirlerin kalması için ayrı
bir kulübe yapabilmektedirler.
YAYLAK-KIŞLAK YÖRÜK İÇİN BİR HAYAT DÖNGÜSÜDÜR
Yörüğün hayatı yaylakla kışlak arasında geçer; ancak günümüzde her şey
değiştiği gibi Yörüğün hayat tarzı da değişmeye başlamıştır. Geçmişte
Yörükler, yaylacılığın daha canlı olduğu dönemlerde deniz kıyısına daha
yakın olan ve bu nedenle sıcak bir iklime sahip olan kışlaklarda kışı
geçirir, yazın yüksek ve serin olduğundan her türlü bitki zenginliğine
sahip olan yaylağa göçerlerdi. Günümüzde yerleşik hayata tam olarak
alışamamış birkaç aile bu hayat tarzını devam ettirmekte, Karadere
köylülerinin büyük kısmı yerleşik hayata geçerek seracılık
yapmaktadırlar.
Geçmişte Yörükler kışı da kışlakta kurdukları alaçık denilen çadırlarda
geçirirken, artık bu durum değişmiş, kışlakta, betonarme evlerde
kışlanılmaktadır.
Artık kışlak kavramı zayıflamış olmakla beraber Karadere köyünde
Kabapınar, Yalı ve Boğaziçi denilen kışlaklar halen mevcuttur.
Hayvan sayısı fazla olan Yörükler genel olarak Yalı denilen kışlakta
kışlamakta olup Girdev, Akdağ ve Tezli Yaylalarına göçmektedirler. Tezli
Yaylası Karadere köyüne ait olmakla beraber son yıllarda yaylak olarak
kullanılmaya başlanmıştır.
YÖRÜĞÜN HUKUĞU KENDİ GELENEĞİDİR
Her Yörük köyünün atalarından beri kullanageldiği kendisine ait bir
yaylağı vardır. Başka bir köy bu yaylağı kullanmaz ve zaten atalarından
kendisine miras kalan geleneği de bunu yasaklar.
Akdağ yaylasında da her ailenin yurdunu kuracağı alan bellidir. Bir
ailenin başkasının yurduna konabilmesi için o aileden izin alması
gerekir. O aile o yurdu yıllardır kulanmıyorsa bile bu durum değişmez.
YÖRÜK İÇİN HAYVANCILIK BİR YAŞAM TARZIDIR
Yaylacılık başlı başına bir ekonomik faaliyet olup bu faaliyetin
temelini hayvancılık ve hayvancılıktan elde edilen süt ve süt
ürünlerinin pazarlanması oluşturur. Süt genel olarak peynir, yağ ve
çökelek yapılarak değerlendirilir ve Elmalı’ya götürülerek pazarlanır.
Keçi
emişmesi
Hayvanların sağılması daha çok yaylaya çıkıldıktan sonra yapılır; çünkü
hayvanların asıl verimliliği yaylanın serin havasında otladıktan sonra
oluşur. Yaylaya çıkıldıktan 5-6 gün sonra sağılmaya başlanan keçilerin
sağılmasına Ağustos ayında son verilir. Çünkü teke katımı Ağustos ayında
yapılmaktadır. Doğurmayan, süt vermeyen hayvanlar genellikle
kesilmektedir. Güze kadar sağılan süt genellikle peynir, yağ, çökelek
yapılmakta, hayvanların sütü azalmaya başladığında ise elde edilen süt
genellikle yayıklarda ayran yapılmaktadır.
Sabahın erken saatlerinde keçilerle oğlaklar birbirinden ayrılır.
Keçiler günde bir kez, zaptetmesi zor olduğu için ağılda sağılır.
Koyunlar ise açık alanda herhangi bir yerde sağılabilmektedir. Bununla
ilgili olarak Yörükler “Bir dağın başında 100 keçiyi sağarsın ama on
koyun sağmak için on yere oturursun” derler. Bir sağımda yaklaşık 250
gr. Süt veren keçi sağıldıktan sonra oğlağına emdirilir.
Sağılan keçi ve koyun sütü birbirine karıştırılır; çünkü koyun peyniri
yağlı olur, salamura yapmaya uygun olmaz. Bu nedenle keçi ve koyunun
sütlerinin karıştırılması sütün hem daha az yağlı olmasını hem de peynir
yapımına uygun olmasını sağlar.
Yörükler peyniri çiğ süte maya katarak yaparlar. Peynirin bu yapılış
şekli Doğu Anadolu’daki hayvancılıkla uğraşan göçerlerle farklılık
gösterir; çünkü Doğu Anadolu’da daha çok süt kaynatılarak peynir
yapılmaktadır. Yörüklerin bu peynir yapım tarzı bize göre sağlığa aykırı
bir durum oluşturmakta, malta humması riskini artırmaktadır. Günümüzde
maya olarak daha çok pazardan alınan maya kullanılmakla beraber çok zor
durumda kalındığında, maya bulunamadığında kendileri tarafından da
yapılmaktadır. Satın alınan mayaya “satın maya”, kendileri tarafından
yapılan mayaya ise “kurma maya” adını verirler. İki çeşit kurma maya
vardır. Birinci kurma maya oğlak bağırsağının temizlenip kurutularak,
ıslatılıp bir şişede bekletilip kursağın suda erimesiyle elde edilir.
50-60 kilo süte bu mayadan bir kepçe katmak yeterli olmaktadır. İkinci
kurma maya ise şu şekilde yapılmaktadır: Bir çanak buğday kaynatılır,
bunun içerisine oğlak kursağı veya anız sütün kurusu karıştırılır. Bu
karışımın içerisine tuz, şeker, çörek otu eklenip, su kabağının
içerisine konur, üzerine peynirin sarı sütü eklenir. Peynir yapımı için
bu mayadan katıldığında mayalanan sütten yarı yarıya su oluşur. Peynirin
suyunu süzmek için bezden keseler kullanılır. Süzgüç denilen süzme
derilere toplanan peynir, güz döneminde yeniden temiz derilere
tepilerek, çadırın içerisine derilerin gireceği kadar çukurlar açılarak
içerisine konur.
Yoğurt mayasına damızlık denir. Süt kaynatılıp eli yakmayacak dereceye
kadar ılıdıktan sonra yaklaşık 7-8 kilo süt için bir yemek kaşığı
damızlık yoğurt ezilerek karıştırılır, kazanın etrafı bezle sarılarak
dinlenmeye bırakılır. Süt henüz sıcakken mayalandığında yoğurt ekşi
olabileceği gibi damızlık fazla konursa da ekşi olmaktadır. Yoğurdun
ekşi olması durumunda yoğurt kaynar sütle karıştırılarak kesilmesi
sağlanır, damızlık bu şekilde ayrıştırıldığı için yoğurdun ekşiliği
gider.
Yağ yapımında Yörüklerin kendileri tarafından keçi derisinden yapılan ve
ayran derisi denilen deri kullanılır. Ayran derisine konulan ayran,
ayran bişeği (saplı, altı yuvarlak delikli bir alet) ile yaklaşık iki
saat dövülüp, ayrışan yağ alınır. Yağ alındıktan sonra kalan kısım
kazanda pişirilerek çökelek yapılır.
Yörükler için oldukça önemli bir yere sahip olan hayvanların
karşılaştıkları bazı hastalıklar da vardır; ancak Yörük bunu yine kendi
tarzıyla tedavi eder. Örneğin hayvanın kırılan kemiği keçeyle sarılarak
üzerine tahta bağlanır ve iyileşmesi için tuza katran katılarak verilir.
Bunun amacı hayvanın iştahını arttırmaktır. Nazar değen hayvanı yılan
sokar derler. Hayvanı nazardan korumak için hayvana muska yazılarak
üzerine takılır. Bunun yanında yılanın ısırdığı yer şişer ve sarı su
oluşur. Bu bölge iğneyle delinerek bu suyun akması sağlanır. Kıl kurdu,
şerit, hayvanın bağırsağının delinmesine ve ölümüne yol açar. Kıl kurdu
çamurlu ağıllarda yatan hayvanlarda görülür. Ancak Akdağ yaylasında kıl
kurdu görülmez. Çiçek olan hayvanın yaralarına pekmez dökülür. Bu
hastalıklar dışında ot alması denilen ve zehirli ot yemesi sonucu
hayvanın ölmesi, çürük et yiyen hayvanın ciğerlerinde oluşan ve kelebek
denilen hastalık ta Yörüğün en çok karşılaştığı hayvan hastalıklarıdır.
VARGET ÇİÇEĞİ AÇINCA YÖRÜK YAYLADA DURAMAZ

Ağustos ve Eylül ayları keçilerin yayladan iniş zamanıdır. Koyun çobanı
erzakını alır, alaçıkta 1-2 ay daha yaylada kalır. Koyun çobanının
yayladan iniş zamanı mor renkli varget çiçeğinin açılma zamanıdır.
YÖRÜK İNANIŞLARI VE ATASÖZLERİ
Yörük inanışları Yörüğün yaşam tarzından çıktığı için genellikle
hayvanlarla ve doğa ile ilgili bir karakter gösterir.
· Ava giden kişiye “Nereye gidiyorsun?” diye sorulmaz. Sorulduğu
takdirde kişi avlanamaz.
· Bir avcı kendi avı dışında başkasının avını taşımaz.
· Av köpeği sırtüstü yatarak debelenirse o gün avın bereketli geçeceğine
inanılır.
· Uzun süre avlanamayan avcı tüfeğini yere koyar, üç defa tüfeğin
üstünden atlar veya tüfeğin üzerinden et geçirirse şansının döneceğine
inanır.
· Ava giden kişinin önünden kedi geçmesi uğursuzluk olarak kabul edilir
ve böyle bir durumda avcı geri döner, ava çıkmaz.
· Baykuş sesi ölüm habercisi olarak kabul edilir ve çevreden bir kişinin
öleceğine yorulur. Buna engel olmak için taşa atılarak uzaklaştırılmaya
çalışılır.
· Baykuş ötmesi bazen hasta hayvanın iyileşeceğine de yorumlanır.
· Tilki görülmesi işlerin yolunda gideceğine yorumlanır.
· Yılan görülmesi o yıl işlerin yolunda gideceğine yorumlanır.
· Kaplumbağa görüldüğünde “Benim adım Fatma, bana siğil atma” denir.
· Kaplumbağa görülmesi hayra alamet sayılır.
· Tavşan görülmesi uğursuzluk alametidir.
· Köpek uluması yörede bir ölüm olacağına yorumlanır.
· Tavuğun folluk yumurtası başkasına verilmez, verilirse evin
bereketinin gideceğine inanılır.
· Bahar ayında leylek geçmesi o yıl işlerin yolunda geçeceğine işaret
olarak kabul edilir.
· Karıncanın yuvasından çıkardığı toprağı günüye yığması o yıl havanın
iyi olacağına, doğu yönüne yığarsa o yıl havanın kötü geçeceğine
yorumlanır.
· Hayvanların olağanüstü bir şekilde iştahla otlamaları durumunda o yıl
havanın çok sert geçeceğine yorumlanır.
· Salı ve Cuma günü göçe başlanmaz.
· Salı ve Cuma günleri dışarıya soğan verilmez, aksi takdirde malına,
canına zarar gelir.
· Hayvanlara nazar değmesin diye hayvana çıtlık ağacının dalı veya
boncuk takılır. Takılmasa hayvanlara yılanın sokacağına inanılır.
· Damızlık verilirken üzerine bozuk para, tuz, biraz da çörek otu
konulur. Konulmazsa hayvanları canavar kapar.
· Salı günü damızlık alınmaz. Damızlık Cuma veya Pazar günü alınmalıdır.
· Devenin tüyü hamaylıdır, şeytan gelmez.
· Devenin canı burnundadır. Canavar deveye burnundan saldırır.
· Keçi ağacın pürüne fazla saldırır, kuyruğunu sallayıp hızlı hızlı
yerse yakında hava bozacağına inanılır.
· Keçi taşın başına oturup geviş getirirse havanın iyi gideceğine
inanılır.
· Çobanın gönlü olursa keçeden sütü çıkarır.
· Çobanın gönlü olursa tekeden telemeyi çalar.
KAYNAK KİŞİLER:
Vehbi Koçbıyık, 1962 doğumlu, Karadere doğumlu, İlkokul mezunu, üç çocuk
sahibi
Halime Koçbıyık, 65 yaşında, okur-yazar değil, Karadere doğumlu, 11
çocuk sahibi
Bu yazı Muğla Yörüklerinde Yaylacılık:Akdağ Yaylası, Muğla Kitabı,
Hazırlayan Ali Abbas ÇINAR, I.Baskı , Printer Ofset Matbaacılık, İzmir,
Ağustos 2004 isimli kitapta yayınlanmıştır.
KAYNAKÇA:
Gökalp, Ziya “Türk Medeniyeti Tarihi”
Kutlu, Muhtar, “Göçerlerde Mekansal Düzenleme: Çadır ve Ev İlişkisi”,
Anadolu’da ve Rumeli’de Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri,
YörükTürk Vakfı Yayınları, I.Baskı, Ankara 2000
[1] Gökalp, Ziya “Türk Medeniyeti Tarihi”
[2] Yörükler kurdun ismini söylemezler, kurdun ismini söylemenin
uğursuzluk getireceği inancıyla bunun yerine kurdu canavar olarak
tanımlarlar.
[3] Devenin üzerine yük sarılan araç
4] Havutun ahşap kısmı
Araştırmalarından dolayı
F O L K L O R A R A Ş T I R M A C I L A R 1
V AK F I'na Teşekür Ediyoruz www.karaderebeldesi.com |